Yoksa bu savaşın bir hedefi de Amerika’nın küresel güç algısını sıradanlaştırmak mı?
Yaklaşık bir ay önce, Amerika ve İsrail’in İran’la savaşının (aslında ben buna oynatılan üç maymun savaş oyunu diyorum) ikinci haftasında ortaya çıkan tablo tam bir belirsizlik/karışıklık ve sadece soru işaretleriydi.
Gidişat çerçevesinde “Amerika’nın bir planı/bir stratejisi yokmuş” kabilinden yorumlar yapılıyordu.
Böylesi yorum ve benzeri yaklaşımları görünce, ben de 13 Mart’ta “Güç ve Akıl Sahiplerinin gerçekten bir İran stratejisi yok mu yoksa strateji zaten bölgeyi cehenneme çevirmek mi?” başlıklı bir yazı yazmış ve iki noktaya parmak basmıştım.
—"Trump ve Netenyahu’nun böyle bir savaşa girecek bir iradesi yoktur.
Trump’ın da, Netenyahu’nun da hatta Mollalar Rejiminin de üstünde bir güç vardır.
—Böyle bir savaş başladıysa ve ne idüğü belirsizmiş gibi soru işaretleri yaratarak devam ediyor ise; demek ki bu savaşı başlattıranların istediği tablo tam da budur.”
Arkadaşlar!
Normal şartlarda bir savaşın, bir askeri bir de siyasi hedefi olur.
Bu savaşta da, bu iki hedefe dair tarafların açıklamalarını duyuyorsunuz.
Ama bana göre bu savaşı başlatanların/başlattıranların bu iki hedefi de aşan görünmeyen ve çok farklı hedefleri var.
Mesela;
—Küresel ekonomik kırılganlığın pamuk ipliğine bağlı olduğunun gösterilmesi…
Bunu yaşayarak görüyoruz; dünya ekonomisi Hürmüz Boğazında takıldı kaldı.
—Bir savaşın, savaşan ülkelerin iradesine bağlı başlamadığının ve hatta savaşmamak gibi bir lükslerinin olmadığının cümle aleme sergilenmesi…
Tıpkı Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmak zorunda bırakılması gibi.
—Tesis edilen uluslararası kuralların bir çırpıda nasıl yok sayılabildiği…
—Devletler arasında bilindik dost-düşman paradigmasının iflas ettiği…
Bunlar önemli mi; evet çok önemli ama yine de ana başlık değiller.
Bu savaşla amaçlanan ana başlık/ana amaç; Küresel Güç Algısını zayıflatmak, değiştirmek ve yıkmak…
Neden?
Eski apartmanın yerine yenisini yapmak için önce eskisinin dibine dinamit koymak zorundasın.
Arkadaşlar!
1990’lara kadar dünyanın iki küresel güç algısı vardı:
Sovyetler Birliği ve Amerika.
1980’lerden sonra Sovyetler Birliği düşerken Amerikan gücü daha da yükselmeye başladı.
1990’a gelindiğinde, Gorbaçov, erdemsiz gibi algılatılan Sovyetler Birliğini erdemli bir şekilde sonlandırdı.
Artık dünyada Amerikan gücü tek/yegane ve benzersizdi.
Fakat öte yandan, hemen bir sonraki sürecin temelleri atılmaya başlanmıştı bile:
Sessiz sedasız harekete geçirilen Çin’in yükselişi…
Geldi 2000’li yıllar ve geldik 2020’lere…
Devir artık yeni bir devrin, Yeni Dünya Düzeni’nin kurulma devri.
Bu yeni devrin en temel olgu ise, tıpkı Sovyetler Birliği’nin yıkılması süreci gibi Küresel Güç Algısının zayıflatılması, değiştirilmesi, yıkılması ve yeni güç dengesinin tesisi…
Nasıl ki vakti zamanında Gorbaçov başkanlık ettiği Sovyet gücünü zayıflatıp bitirdiyse; şimdi de, Trump üzerinden Amerikan gücüne cerrahi bir operasyon yapılıyor.
Trump’la birlikte başlayan süreç ve özellikle bugün yaşanan İran savaşının ana amacı Amerika üzerinde konsolide olmuş olan güç algısını zayıflatıp, değiştirmek.
Bu arada, ne manidardır ki öcüleştirilen Sovyetlerin sonunu Gorbaçov gibi sempatik bir adam erdemlice getirmişti ama özgürlükler ülkesi diye pazarlanan Amerika’ya yapılan operasyonu kalitesizlik abidesi Trump gibi birisi ve oldukça erdemsizce yapıyor.
Dikkat edin;
İran savaşı Amerika’nın yaldızlarını dökmeye başladı.
Misal; Trump yakarız, yıkarız, İran’ı taş devrine çeviririz gibi kükreyip duruyor ama dünya kamuoyu ise neredeyse “he yaw he he…” dercesine bir yerleriyle gülüyor.
Belli mi olur; belki de sırf bu yüzden başkan seçtirilmişti.
Aksi takdirde,
Eğer gerçekten İran mağlup edilmek istenseydi ve tek amaç bu olmuş olsaydı; emin olun, Amerika gerçekten işi bitirir ve geçen 40 günde İran koşulsuz teslime mecbur kalırdı.
Arkadaşlar!
Bir Yeni Düzen kurulurken en büyük zorluk ve gürültü Eski Düzeni yıkarken yaşanır.
Şuanda da yaşanan savaş/kaos ve krizlerin asıl nedeni ve kulakları sağır edercesine yaydığı korku gürültüsü bu yüzdendir.
Maalesef yıkım aşamasındayız ve her geçen gün daha da büyük binaların dinamitle yıkılması gibi bir süreçten geçiyoruz.
Şimdi bu noktada haklı olarak şunu düşünebilir ve sorabilirsiniz:
“İran’ın direnişi, Amerika ve İsrail’in İran’la başa çıkamaması veya geri adım atması vb. doğal bir süreç yaşanmadı ve ortaya çıkan tablo, birilerinin kurguladığı savaş oyununun bir parçası mı diyorsun yani?” diyebilirsiniz.
Çok üzgünüm ama “aynen öyle” demek zorundayım.
Anlatayım:
Çok geriye giderek konuyu dağıtmak istemediğim için özellikle 1. Dünya savaşıyla başlayalım.
Savaş sonrası oluşan tablo, yaşanan 2. Dünya Savaşının bitişiyle birlikte kurulan ve Amerika’yı odak merkezine koyan küresel sistem,
Akabinde Sovyetlerin yıkılması,
Ve bugün yaşanan Yeni Dünya Düzeni Süreci…
Arkadaşlar!
Emin olun ki hep aynı el/hep aynı güç ve hep aynı akıl tarafından yaratılan, yönetilen ve oluşturulan süreçlerdir.
Yok işte ulusların kendi kaderini belirlemesiymiş,
Yok bilmem bağımsızlık savaşı vermekmiş,
Yok işte müstemleke ayaklanmalarıymış falan filan…
İnanın, ben de inanmayı çok istiyorum ama böylesi spontane/doğal ve doğaçlama şekilde kendini küllerinden var etme gibi Anka Kuşu metaforlu bir direniş/özgürleşme ve kendi kendini yönetir hale gelme gibi bir realite yok.
Bu tarz beyanlar sahicilik yaratmak ve halkları başardıklarına inandırmak için birilerinin kullandığı milli/dini/ırkî sloganik söylemlerden veya hamasi gazlamadan başka bir şey değil.
Sonuç:
Bugün yaşanan savaş sadece ABD ve İsrail’in İran’a saldırdığı bir savaş değildir.
Bugün yaşanan savaşın, bilinen/görünen hedefleri haricinde, bence daha önemli ve görünmeyen olanı şudur:
—Özellikle küresel bazda, “en’lerin ülkesi” haline getirilen, askeri, siyasi, kültürel açıdan dünyanın yeganesi/yenilmezi olarak sergilenen Amerikan gücü algısının sıradanlaştırılması,
—İsrail ve küresel Yahudi güç algısının yük haline gelmişliği ve biraz marjinalize edilme gereksinimi,
—İran nezdinde varlık oluşturan ve referansı din olan bölgesel hegemonyalaşma hayalinin bitirilmesi…
Şuanda kulaklarımızı zorlayan ve belirsizliği tetikleyip umutsuzluğu körükleyen gürültüye gelince; eski düzenin yıkılmasından gelen ses kirliliğidir ve maalesef bir süre daha sürecek gibi görünüyor.
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.
