Türk siyasetinde eleştiri olur, tartışma olur, fikir ayrılığı olur. Bunlar demokrasinin doğal parçalarıdır. Ama bir siyasi partinin kendi içinden yükselen itiraflar, iddialar ve çürümüşlük görüntüsü artık kamuoyunun vicdanını rahatsız edecek seviyeye gelmişse, orada durup düşünmek gerekir. Bugün maalesef tam da böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.
Bakıyorsunuz, yıllarca CHP’de milletvekilliği yapmış, ardından Uşak Belediye Başkanlığı görevine seçilmiş olan Özkan Yalım çıkıyor ve kendi ağzıyla konuşuyor. Üstelik bugün yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları nedeniyle görevden alınmış ve cezaevinde bulunan bir isim olarak yaptığı açıklamalar kamuoyunda çok daha büyük yankı uyandırıyor.
Diyor ki; “Kurultay öncesi Özgür Özel’e verilmek üzere 200 bin TL’yi evine götürdüm.” Yetmiyor… “Bir milyon TL’yi de başka bir kişi aracılığıyla gönderdim” diyor. Bununla da bitmiyor. Kol saati aldığını söylüyor. Eşine, kızına çantalar alındığını anlatıyor. Babasının aracına katkı sağlandığını ifade ediyor. Daha da vahimi, Özgür Özel genel başkan olduktan sonra VIP makam aracının iç dizaynı için Uşak Belediyesi kasasından 170 bin Euro artı KDV ödeme yapıldığını söylüyor.
Şimdi insan ister istemez soruyor…
Bu nasıl bir siyasi anlayıştır?
Bu nasıl bir ahlak anlayışıdır?
Bu nasıl bir “temiz siyaset” iddiasıdır?
Yıllardır meydan meydan dolaşıp “israf”, “yolsuzluk”, “şeffaflık” nutukları atanların bugün kendi içlerinden gelen bu iddialar karşısında suskun kalması gerçekten ibretliktir. Daha düne kadar en küçük bir söylentiyi bile manşetlere taşıyan CHP çevreleri, bugün kendi içlerinden yükselen itiraflara karşı adeta üç maymunu oynuyor.
Daha olayın biri bitmeden öbürü patlıyor…
Antalya cephesine bakıyorsunuz… Muhittin Böcek’in oğlunun ifadeleri gündeme düşüyor. İddialar öyle sıradan değil. Deniliyor ki; Muhittin Böcek’in yeniden aday gösterilmesi için bir milyon Euro talep edilmiş. Üstelik bunu ortaya atan herhangi bir siyasi rakip değil. Bizzat olayın içindeki isimler konuşuyor. İtirafçı olmuş insanlar anlatıyor. Saatler süren ifadeler veriliyor.
Peki CHP yönetimi ne yapıyor?
Sessizlik…
Koskoca bir sessizlik…
Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranılıyor.
Oysa mesele artık siyasi polemik boyutunu aşmıştır. Çünkü burada konuşulan şey ideoloji değil, hizmet değil, proje değil. Burada konuşulan şey para trafiği, çıkar ilişkileri ve koltuk pazarlıklarıdır.
En dikkat çekici taraf ise CHP’ye yıllarını vermiş isimlerin artık açık açık isyan etmesidir. Partinin eski genel sekreteri, eski bakanlarından Mehmet Sevigen çıkıp sert ifadeler kullanıyor. Yıllarca CHP çizgisinde siyaset yapmış, ekranlarda partiyi savunmuş Barış Yarkadaş tepki gösteriyor. CHP tabanına yakınlığıyla bilinen Yılmaz Özdil adeta çığlık atıyor.
Şimdi düşünün…
Bir partiyi rakipleri eleştirse buna “siyasi saldırı” dersiniz. Ama kendi insanları konuşuyorsa, kendi gazetecileri isyan ediyorsa, kendi eski yöneticileri öfke kusuyorsa orada çok daha büyük bir problem vardır.
CHP bugün tam anlamıyla bir kimlik krizi yaşamaktadır. Bir tarafta “değişim” sloganları atanlar, diğer tarafta eski alışkanlıkların gölgesinden kurtulamayan yapı. Bir tarafta halka dürüstlük dersi veren söylemler, diğer tarafta konuşulan para ilişkileri, hediyeler, lüks makam araçları, VIP dizaynlar…
Millet artık şunu soruyor:
“Bunlar iktidar olmadan böyleyse, iktidar olsalar ne olurdu?”
İşte CHP’nin en büyük problemi tam da budur. Güven problemi…
Çünkü siyaset sadece konuşma sanatı değildir. Siyaset aynı zamanda inandırıcılık işidir. İnsanlara sürekli ahlak dersi verirken kendi içinizde bu kadar ağır iddiaların dolaşması sizi toplum nezdinde savunulamaz hale getirir.
Bugün CHP’de yaşanan kriz yalnızca bir parti içi kavga değildir. Bu aynı zamanda muhalefetin geleceğini de ilgilendiren büyük bir çöküştür. Çünkü ana muhalefet partisinin sürekli şaibe, para ilişkileri, adaylık pazarlıkları ve iç hesaplaşmalarla anılması Türkiye’de muhalefet kalitesini de düşürmektedir.
Vatandaş artık kavga değil çözüm görmek istiyor.
Şeffaflık nutku değil, gerçek şeffaflık görmek istiyor.
Temiz siyaset sloganı değil, gerçekten temiz siyaset görmek istiyor.
Ama CHP’ye baktığınızda maalesef bugün ortaya çıkan tablo şudur:
Neresinden tutsanız elinizde kalıyor…
Kalın Sağlıcakla…