Türkiye siyasetinde son günlerde en çok konuşulan başlıklardan biri hiç kuşkusuz Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan kurultay tartışmaları ve bunun yargı boyutu oldu. Uzun süredir televizyon ekranlarında, siyasi tartışma programlarında ve kamuoyunda CHP kurultayına ilişkin çeşitli iddialar konuşuluyor, yorumlar yapılıyor, farklı değerlendirmeler ortaya konuluyor.
Mahkeme sürecinin ardından verilen karar, doğal olarak siyasetin gündemine oturdu. Ancak dikkat çekici olan nokta şudur: Kararın hemen ardından başta CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel olmak üzere birçok isim meseleyi doğrudan demokrasiye müdahale söylemine bağlayarak, hatta konuyu Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a kadar taşıyarak bir siyasi algı zemini oluşturmaya çalıştı.
Oysa şu soruyu sormak gerekir: Bu süreci başlatan kimdi?
Kamuoyuna yansıyan bilgilere baktığımızda; kurultaya ilişkin itirazları yapanların, dava süreçlerini başlatanların, çeşitli iddiaları gündeme taşıyanların ve tanıklık yapanların önemli kısmının CHP içinden isimler olduğu görülmektedir. Yani tartışmanın merkezinde bir “iktidar müdahalesi” değil, CHP’nin kendi içindeki ciddi bir yönetim ve güven krizi olduğu iddiası bulunmaktadır.
Bugün gelinen noktada CHP’nin kendi içinde ciddi bir parçalanma yaşadığı gözlerden kaçmamaktadır. Belediye başkanları üzerinden gündeme gelen tartışmalar, parti içi hizipleşmeler ve birbirine yönelik sert suçlamalar, Türkiye’nin ana muhalefet partisinin ne yazık ki kendi meseleleriyle meşgul hale geldiğini göstermektedir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, İsmet İnönü’nün devam ettirdiği köklü bir siyasi geleneğin bugün bu noktaya gelmesi elbette düşündürücüdür. Bir siyasi partinin temel hedefi, ülkenin meselelerine çözüm üretmek, iktidara alternatif olmak ve topluma umut vermektir. Ancak muhalefetin enerjisinin büyük kısmını iç çekişmelere, kişisel hesaplaşmalara ve sürekli siyasi gerilim üretmeye ayırması, doğal olarak toplum nezdinde de sorgulanmaktadır.
Siyasette liderlik yalnızca kürsüde konuşmak değildir. Liderlik; kriz yönetebilmek, büyük kitleleri ortak hedefte bir araya getirebilmek, sabır, nezaket, hoşgörü ve siyasi olgunluk gerektirir. Bir partiyi büyütmek için önce o partinin içinde birlik ve güven ortamını tesis etmek gerekir.
Bugün Sayın Özgür Özel’in siyasi performansına yönelik eleştiriler de tam olarak bu noktada yoğunlaşıyor. CHP’yi bir araya getirmek yerine daha fazla ayrışmanın yaşandığı, parti içi tansiyonun yükseldiği ve sürekli gerilim siyaseti üzerinden bir muhalefet dili kurulduğu yönünde ciddi değerlendirmeler yapılmaktadır.
Elbette son sözü yargı ve hukuk süreçleri söyleyecektir. Ancak bir gerçek var ki; Türkiye’nin ana muhalefet partisinin aylar boyunca kendi iç meseleleriyle anılması, ülke sorunlarından çok parti içi krizlerle gündeme gelmesi, demokrasi adına da sağlıklı bir görüntü değildir.
Türkiye’nin güçlü bir iktidar kadar güçlü ve yapıcı bir muhalefete de ihtiyacı vardır. Ana muhalefetin asli görevi; kavga üretmek değil çözüm üretmek, polemik değil proje ortaya koymak, kişisel hesaplaşmalar değil milletin meseleleri üzerine siyaset inşa etmektir.
Umarız bundan sonraki süreçte CHP, kendi iç hesaplaşmalarını bir kenara bırakarak Türkiye’nin gerçek gündemine odaklanan, yapıcı ve güçlü bir muhalefet anlayışına yönelir. Çünkü siyaset, yalnızca rakibe saldırmak değil; millete umut verebilmektir.