Bir yiğit geçti bu dünyadan…
Kulaklarımızda hala o hüzünlü sesiyle hatırladığımız.
Duruşu olan, gönül adamı, dava adamı bir yiğitti o.
“Bir saniyesine bile hükmedemeyeceğiniz bir ömür için bu kadar fırıldak olmaya gerek yok, dik yürüyeceğiz, dik duracağız” diyen ve o sözü yaşayan bir yiğitti o.
Arkasında bir sır perdesiyle, benimde inandığım gibi bir suikast sonucu şehadete eren Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatının 17. senesinde saygıyla anıyorum.
Geride bıraktığı mirası, kurucusu olduğu Büyük Birlik Partisi’ne onun ideolojisini yaşatmak adına büyük bir sorumluluk düşüyor.
Nedeni ise, İlay-i Kelimetullah, Nizamı Alem ülküsü uğrunda duruş sergileyen bir liderin şehit edilmesidir.
Bugün Büyük Birlik Partisi’nin; mevcut yönetimini, durduğu yeri, aldığı kararları, halk arasındaki bazılarının tabiriyle birilerinin arka bahçesinde sığıntı siyaset yapmasını doğru bulmayabilirsiniz.
Geçen zamanda küstürülerek partiden uzaklaştırılanların değimiyle çizgisinden çıktı diyebilirsiniz.
Suikast olarak dillendirdikleri olayın faillerine gereken cezayı aldıramadılar diyerek, bu ayıp bile bu yönetime yeter diye düşünebilirsiniz.
Bugün Muhsin Başkan’da olsa devleti için bu çizgide siyaset yapardı; Destici Başkan da doğru davranıyor diyerek, iyi ve kötü ne varsa eleştirebilirsiniz.
Ben her şeye rağmen eleştirenin ve eleştirilenin, söz ve eylemlerini karşılıklı çıkarları üzerine olduğuna inanıyor, her ne olursa olsun bu camiayı kirletmeden davranılması gerektiğine inanıyorum.
Armut Dibine Düşüyor Ama…
Gelelim ikinci emanete Muhsin Başkanın evladı.
Tertemiz yüzlü bir kardeşimiz. Allah ömrünü bereketli etsin.
Bugünlerde yağız delikanlı kardeşimizin fotoğrafları sosyal medyada sıklıkla dolaşıyor, ismi siyasete bulaştırılıyor.
Şehidimizin kıymetli eşinin bu zamana kadar aldığı karar ve evladını kirli siyaset bataklığından uzak tutması gerçekten de, takdire şayan bir durumdur.
Biliyoruz bugün siyasetin dili yok, duruşu yok, ilkesi ve parolası da yok.
Armut dibine düşüyor ama menfaat ve çıkar ağları ile örülmüş cahil ve bir o kadar da kendini bilmez haramzadeler sistemi ele geçirmişler.
Beyler sözün özü ‘ne ideoloji kalmış, nede başka bir değer’.
Babadan oğula çöp olmuş siyasetçileri yakın tarihimiz ve günümüzde yaşıyoruz.
Etikten, nezaketten, vefadan yoksun olarak sadece oy ve makam kaygısıyla algılar yönetiliyor.
Üzüldüğüm mü? Taşınan saygın soyadları bile sıradanlaşıyor.
O nedenle bu yağız delikanlıyı siyasi heveslerinize alet etmeyin. Siyasi menfaatleriniz ve küçük hesaplarınız uğruna hem gençleri hem de memleketin asil vatandaşlarının hakkına girmeyin.
Sizi İyi Biliyorum…
Yıllardır siyasi yalanlarınızla, idealleriniz ve menfaatleriniz uğruna, davası ve memleketi için dertlenen Anadolu çocuklarının gözünün içine baka baka yalan söylediniz.
Soruyorum size siyasi çöplüğünüzde daha kaç kişi telef edeceksiniz?
Ben sizi iyi biliyorum…
Unutmayın!!!
Siyaset insanlığa fayda sağlamak için yapılırsa ibadettir.
Bence ivedi olarak, siyasetçiler ve basın mensubu gazeteci meslektaşlarımda yeterlilik gibi, kanuni düzenlemelerin yapılması gerektiğine inanıyorum.
Nedir bu yeterlilik?
Her iki gurubun hamlesinde milletin hayatı, ekmeği, umudu söz konusu. Bu kadar hassas bir konuda karar alanlar ile o kararı almasını sağlayacak algıyı oluşturan, o kararları istediği şekilde yorumlayanlar için yeterlilik düzenlemesi elzemdir.
Bir milletin kaderine doğrudan müdahil olmak bu kadar basit, kolay ve paraya endeksli olmamalı ama şuan öyleyse;
Hepimizin fikri özgürlüğü, ifade özgürlüğü varsa
En azından bir psikolojik değerlendirme olsun diyorum.
Makam ve koltuğun, popülaritenin, bilgi ile harmanlanmamış insanları nasıl delirtebileceğini, nasıl güç zehirlenmesi yaşayabileceklerini görmedik mi?
Gördük yaşadık yaşıyoruz.
O zaman bu kısır döngüyü düzeltmek için hepimizin bir adım atması gerekmez mi?
Yaklaşık beş yıl aktif siyasette bulundum ve 2008 yılından itibaren meslekte olduğumu varsayarsanız doğrudan ve dolaylı olarak uzun yıllardır siyasetin içinde olan bir kardeşiniz olarak bu konu önem arz ediyor.
El Öpenlerin Çok Olsun…
Tecrübelerim arasında el öpen siyasetçi gördüm…
Bakın bu şaka ya da ironi değil.
Adam el öpüyor…
Öpene ayrı yazık, öptürene ayrı yazık.
Şimdi soruyorum size; eli öpülen ve el öpen siyasetçi bu ülkeyi Atatürk’ün hayal ettiği "Hedefinizin muasır medeniyetine ulaşmak ve onu geçmektir" sözünde ki, “hedefe” kaç adım götürebilir.
Bırakın hedefe, geriye götürür.
O nedenle bu psikolojisi bozuk tipleri siyasetten uzak tutmak ülke menfaatleri için önemli.
Bir diğer önemli bulunduğum ve sizinle paylaşmak istediğim dert ise, yukarıda zikrettiğim gazeteci ve medya mensubu arkadaşlarım.
İnanın üç kuruş için siyasetçilerin karşısında taklacı güvercin gibi, takla atıyorlar.
Kalemdeki Kelepçe: Yerel Basın Belediyeye Mahkûm mu?
Kitapta yazan ve hepimizin dillendirdiği lakin çok azımızın uygulayabildiği gazetecilik mesleğinin en temel düsturu "halkın haber alma özgürlüğüdür."
Ancak bugün Anadolu'nun dört bir yanındaki yerel gazetelere için bu özgürlüğün yeri, sessiz bir kabullenişe, kalemlerin kudretiyse belediye başkanlarının iki dudağı arasına sıkışmış durumda.
Bu tablonun mimarisi ne yazık ki yerel basının desteği gibi görünen, Basın İlan Kurumu (BİK) ve onun uyguladığı mevcut sistemdir.
İlan Geliri Mi, Sus Payı Mı?
Ekonominin çılgınlık verileri ve maliyetler karşısında BİK’in dağıttığı reklam ve ilan ücretleri meslek erbapları için bir nefes borusudur. Günümüzün şartları göz önüne alındığında bu reklam ve ilanlar olmadan bir gazetenin yaşaması mucizedir.
Sorun Burada Başlıyor: Ekonomik İlişkiler, Editoryal Esareti Getiriyor.
Sistem, gazeteleri belediyelerden gelecek ilanlara ve "özel ilan" adı altında belediye reklamlarına o kadar mecbur bırakıyor ki; bir yerden sonra yerel gazeteci, günün olaylarının bir denetçisi değil, belediye çalışanı gibi hissediyor.
Belediyenin Hatalı Bir İhalesini Manşet Yapabilir Misiniz?
Belediye çalışanı gibi hisseden bir gazeteci, başkanın yerine getirmediği sözleri sorgulayabilir mi, kalemine alabilir mi?
Hayır dediğinizi duyuyorum.
Gazeteci eğer aksi veya istenmeyen bir şey yazarsa, "ilan kesme sopasıyla” başkancıklar, terbiyenizi sürdürmenizi sağlayacaktır.
BİK'in Rolü ve "Mahkûmiyet" Denklemi
BİK, kağıt üzerinde kayıtlı bir dağıtıcı gibi görünse de, yerel gazeteleri ne yazık ki yerel yönetimlerin insafına terk ediyor.
Yerel basında, birer ticari işletme olarak ayakta kalmak için belediyeyle "iyi geçinmek" zorunda bırakılıyor.
Bu durum, gazeteciliğin özündeki "kamusal denetim" hizmetini tamamen yitirmektedir.
Sonuç mu?
Şehrin düzeni değişmiş, çökmüş veya imar yolsuzlukları bozulmuş olabilir; ama yerel gazetenin manşetinde sadece başkanın katıldığı bir açılış töreninin "görkemi" yer alacaktır.
Bağımsızlık İçin Yeni Bir Model Şart
Gazeteciyi belediyeye mahkûm etmek, o şehri ve aziz milletimizi karartmaktır.
Denetlenmeyen bir yerel yönetim, keyfiliğe ve israfa bulaşacaktır.
Halkın hep şirin gördüğü bir siyasetçi için her şey serbest değilimdir.
Yirmi yaşında belediye çalışanıyla aşk yaşayabilir, milletin parasıyla onu tatillere de gönderebilirsiniz.
Eleştirecek kimse yoksa sizin için sıkıntı yoktur.
Bu küçük örnek bile konunun ne kadar hassas olduğunu büyük ölçüde önümüze sermektedir.
O nedenle Basın İlan Kurumu'nun yapması gereken, ilan performans kriterlerini teknik detaylar değil, özetler ve ayrıntılar kriterleri ile esnetmelidir.
Gazeteci belediye kapısında reklam müdürleriyle ticarette olmamalı, Bu görüşmeleri ve değerlendirmeleri BİK’in tarafsız memurları tanzim etmeli. Eğer yerel basın, ekonomik olarak belediyenin gölgesinden çıkarılmazsa, çok yakında Anadolu'da "gazeteci" değil, sadece "ilan operatörleri" kalacak.
Unutmayın!!!
Kalemini satmayan, eğilmeyen ve sadece halka hesap veren bir yerel basın, demokrasinin lüksü değil, temel ihtiyaçtır.
Bizim mesleğimiz özeldir, kıymetlidir, bütün ideolojilerin üstündedir.
Amme hizmetidir.
Değerli Meslektaşlarım…
Siz siyasetçilerin değil, siyasetçiler yaptıkları hizmetleri duyurmak için sizin peşinizden koşmalı.
Ama tam bu noktada özellikle Anadolu medyasını yerel yöneticilerin keyfinden kurtarmak lazım.
Hatırlatayım!!!
Atatürk tarihi belgelere göre 1922 senesinde; “Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir.” sözüyle, sizlerin değersiz kabul ettiğiniz bu mesleği taçlandırmış ve ebediyete kadar muhafaza altına almıştır.
Dik duran ve mesleğini üç kuruşa satmayan meslektaşlarıma saygılar sunuyor, siyasetin içindeki basının ve basının içindeki siyasetin aslında ne kadar tehlikeli bir canavara dönüşebileceğini anlatmaya çalıştım.
"Sürçü lisan ettiysek affola" sözüyle nezaketimizi de temin ederek, yazımızı sonlandıralım…
Kalın Sağlıcakla…