Kimlere kalmış…

Bir şehrin çöküşü gürültüyle olmaz.
Ne bir patlama sesi duyulur ne de sirenler çalar.
Çöküş, sessiz ilerler.
Duvarların içinden, masaların altından, bakışların arasından sızar.
Önce kimse fark etmez.
Sonra herkes hisseder ama kimse adını koyamaz.
En sonunda ise herkes bilir, ama konuşmaz.

Beyler bayanlar, “İnsanı ayakta tutan kas ve iskelet sistemi değil, inançları ve değerleridir.”
Bugün ne inanç var, nede bir değer.
Kimin için ne yazalım, kime ne söyleyelim?
Hadi başlayalım.

Bugün halkın iradesi baltalandı mı?
Naralar atanlar sizlere söylüyorum.
Evet, halkın iradesi bugün birçok belediyede baltalanmıştır.

Bir soru sormak istiyorum.
Kim halkın iradesini baltaladı?
Ben söyleyeyim.
Hırsızlık yapan, rüşvet alan, rant sağlayan, belediyenin imkanlarını kullanarak yasak aşk yaşayanlar halkın iradesine balta vurdu.
Bundan bir yıl öncesinde yazdığım köşemde şu ibareyi kullanmıştım.
“Çalmayın ve adalete güvenin”.
Ama anlatamamışız…

Seçmeni Anlamaya Çalışıyorum…

Oy veren, Atatürk’ün kurduğu parti diyen, inanan ve destekleyen milli, vatanperver çok fazla insan var. Onları anlamaya çalışıyorum.
Ama onlarında artık gözlerini açıp fark etmeleri lazım. Ortada büyük bir sıkıntı var.
Mantık eğer hırsıza emanet edelim o çalmaz ise, o mantık tutmadı.
Eğer mantık hepsi çalıyor ise ben hepsine karşıyım.
Eğer mantık benim rengim olsun da ne olursa olsun ise, bu çok tehlikeli.
Makul düşüneceğiz.
Çünkü ortada Atatürk’ün idealleri, onun millet sevgisi, onun ulus sevgisi yok.
Eğer onun izinden giden siyasetçiler olsaydı bugün rüşvet, yolsuzluk, yasak aşk gibi konularla değil milleti için çalışan başkanları kaleme alırdık.

Ben istemez miyim hayallerimizdeki gibi, adam gibi adam, millet memleket sevdalısı bir belediye reisi olsun onu kaleme alalım.
Gerçekten çok daha mutlu yazarım.
Kabul edelim bugün çok kirli işler ve kişilerle karşı karşıyayız.
Para, makam ve popülarite ağır gelmiş sizin samimi sevginizle, sizin olanı sizden çalmışlar.
Gerçekten acıyorum.
Bakın o kötü de bu iyi demiyorum.
Suçlu kimse, kim bu milletin oyunu alıp, hakkını çaldıysa Allah gün yüzü göstermesin.

Özgür Özel, CHP’nin En Talihsiz Genel Başkanı Bence…

Bakın net olmamız eğri oturup doğru konuşmamız lazım. İnanın CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in çabasını takdir ediyorum.
Tabi ki her şeyin farkındadır. Ama ne yapsın seçmeni tutmak için koşturması ve seçmenin ağzına bir parmak bal çalması lazım.
Göreve geldiği tartışıldı, kongreler tekrarlandı, itirafçılar falanlar filanlar birçok olumsuzluklar yaşandı.
CHP kurultayları genellikle tansiyonlu geçer ama Özgür Özel beyefendi çok fazla olumsuzluklarla yüzleşti.

Bir düşünsenize İstanbul’a gidiyorsunuz seçilmiş başkanınız yok!
Birçok skandal iddiadan tutuklu.
Hemen seçmenin gazını almak için orada birkaç miting yapıyorsunuz.

Sonra oradan Bursa’ya geçiyorsunuz aynı tablo orada da var.
Başkanınız birçok olumsuz iddiadan tutuklu.
Bir mitingde orada yap.

Geç Uşak’a, orada da başkan yok…
Yok, yok, yok…

O nedenle diyorum ya Özgür Başkan en talihsiz CHP Genel Başkanı diye…

Bunların neticesinde kimine göre sağlıklı kararlar alırken zaman zaman da oldukça yanlış eylem ve söylemlerde bulundu.
Ama bence en acısı hangi şehre gitse belediye başkanı ya hapiste ya da başka bir siyasi partiye transfer olmuş.

Taciz, Tecavüz ve Şiddetin Partisi

16 Şubat 2026 tarihli Sabah gazetesinin derlediği ve başlığını da “Taciz, tecavüz ve şiddetin partisi” olan haberi okumak midenizin bulanması ve tiksinmeniz için yeterli.

Birisi sekreterini almış vakıf başkanı yapmış bir de utanmadan yüzü kızarmadan bizim vakfımız var diyor. Birisi 16 yaşındaki bir çocuğa cinsel taciz iddiasıyla görevden uzaklaştırıldı ve tutuklandı. Birisi zabıta memuruna "Çok güzelsin, çok seksisin" diyor.

Birisi otel çalışanı bir kadına tacizde bulunur. Birisi "Yalova'dan geliyorum, abazayım, apartmanına gel" der; Bir diğeri stajyerine "Beni evine kahve içmeye çağırmıyorsun, birlikte oturur, bir şeyler yaparız" der. İlçe Gençlik kolları başkanı 20 yaşındaki kızı zorla öper.  Yaşından başından utanmayan, 61 yaşındaki sapık iş vaadiyle bir bayanı arabasında taciz eder. Bir belde belediye başkanı vefa borcunu öde diye taciz eder. Bir diğer eski ilçe belediye başkanının yasak aşkının meyvesi olan babalık davası devam eder. Konya’da bir başka sapık, genç bir kıza yardım çeki vaadiyle ofisinde taciz ile karşımıza çıkar.

Ne lan bu…
Ne bu rezalet…
Dahası da var.
Ne yapıyorsunuz siz…
Atatürk’ün kurduğu parti Kimlere Kalmış

Bakın Buraya Dikkat…

Bir şehirde yönetenlerin özel hayatı neden konuşulur?
Çünkü toplum şunu sezgisel olarak bilir: İnsan bölünemez. Gündüz başka, gece başka biri olunamaz. Masada dürüst, kapalı kapılar ardında bambaşka bir karakter olmak, sürdürülebilir bir denge değildir. Ve bu dengesizlik bir süre sonra dışarı taşar.

Önce küçük çatlaklar hâlinde…
Sonra görünür kırıklar olarak.
Bugün Bursa başta olmak üzere başkansız belediyelerdeki iddialar, sadece teknik başlıklar gibi görünür: ihaleler, imar kararları, ilişkiler ağı…
Ama aslında bunların her biri, daha derin bir sorunun yüzeye vurmuş hâlidir.
Çünkü bir sistemde sürekli aynı başlıklar konuşuluyorsa, orada sorun tekil değildir. Orada sorun, davranışın kendisidir. Alışkanlıktır, normalleşmedir ve en tehlikelisi, kimsenin artık şaşırmamasıdır.

Bugün demokrasiye vurulmuş, halkın iradesine vurulmuş balta, bir büyük yıkımdır.
Ne yazık ki bugün üzülerek ve iğrenerek kaleme aldığımız bu sarsıntılar yıllarca kalabalığın içinde kayboldu. Şehrin gürültüsü gerçeği örttü.
Bu insanlar bizim arkadaşlarımız, selam verdiğimiz dertleştiğimiz, belki bayram namazında aynı safta durduğumuz insanlar.
Ama bu psikolojisi bozuk insanlar yüzünden şehirler en büyük ahlaki çürümeyi yaşıyor.
Ve bu büyük çürüme, sessizce yaşanıyor.
Ahlak, yazılı bir metin değildir.
Denetlenemez, ölçülemez, raporlanamaz.
Ama yokluğu, her yerde hissedilir.
Bir ihalenin sonucunda, bir kararın arkasında, bir ilişkinin gölgesinde…
Ve en sonunda, insanların gözlerinde.
Asıl tehlike yolsuzluk değildir. Asıl tehlike, onun kanıtlanamaması da değildir.
Asıl tehlike, toplumun zihninde şu cümlenin yerleşmesidir: “Nasıl olsa herkes yapıyor.”
İşte bu cümle, bir şehrin ahlaki ölüm fermanıdır.
Çünkü o noktadan sonra suç, istisna olmaktan çıkar; kültüre dönüşür.

Bir toplum gerçekten ne zaman çöker biliyor musunuz?
Binalar yıkıldığında değil.
İnsanlar artık şaşırmadığında.
Eğer bir yerde iddialar sıradanlaşmışsa, eğer insanlar duyduklarına omuz silkiyorsa, eğer “normal bu” denmeye başlanmışsa…
Orada çürüme tamamlanmıştır.
Ve en karanlık olan şudur:
O toplum hâlâ ayaktadır.
Ama artık içinde yaşayanlar, onun çöktüğünü fark etmez.

Sonuç Olarak.

Acı sonlarla yüzleşmemek için, çok geç olmadan devletimizin politikacılar ve basın mensupları için mesleki yeterlilik gibi, psikolojik yeterlilik gibi bir zorunluluk getirmesi gerekiyor.
Fikir özgürlüğünü sonuna kadar destekliyorum, herkes siyaset yapmalı lakin hasta ruhlarla değil.
Çünkü bu iki grup, fabrika işçisi gibi, bir taksici, bir doktor ne bileyim bir marketçi gibi kendinden sorumlu değil.
Toplum üzerinde etki yapabiliyor.
Hazreti Ömer’in aklımıza kazınan "Adalet olmadıkça yönetimin, edep olmadıkça asaletin, güven olmadıkça sevincin, cömertlik olmadıkça zenginliğin faydası olmaz."  öğüdü ile…

Kalın Sağlıcakla…

OGÜNhaber