Öcalan'dan siyasete can simidi: Dönüşmek…

Gazeteci İsmail Saymaz…
Pervin Buldan’dan aktarıyor:
Öcalan demiş ki:
“Sayın Bahçeli dönüştüyse herkes dönüşür…”
Bu cümleyi, takdir ve beğeni olarak söylemiş.
Ama manidar…
Acaba,
Değişim diyecekken sürç-ü lisan etmiş; dönüşüm mü deyivermiş yoksa…
Çünkü anlam farkı büyük.
—Değişim kendi kimliğinle gelişimdir,
Dönüşüm başkalaşım ve başka bir kimliğe bürünmektir.
—Değişim esneyerek izin vermek,
Dönüşüm direnerek kırılımdır.
—Değişim gerçeklikle senkronize olmak,
Dönüşüm tüm değerleri sıfırlamaktır…
Buradan hareketle,
İmralı’daki bilgenin(!) Bahçeli tespitini bilinçli yaptığını varsayarak bir alegori yapalım.
Demek ki,
22 Ekim’e kadar Bahçeli bir tırtıldı,
22 Ekim’den sonra bir kelebek…
Bu yüzden,
Bahçeli’nin 22 Ekim’de yaptığı “Öcalan Çıkışı” tüm yurtta, yavru vatan Kıbrıs’ta, Kandil’de ve diğer ülke temsilciliklerinde “Kelebek Etkisi” yarattı.
Sürecin gönüllü yürütümcüsü Sırrı Süreyya Önder’in tabiriyle; duyanlar “üç gün” kendine gelemedi.
Tıpkı Amazonda kanat çırpan bir kelebeğin Amerika’da fırtına yaratması gibi…
Tabi, Kelebek Etkisi İmralı’ya da ulaştı.
İmralı bilgesi, Bahçeli’ye karşı son derece anlayışlı
Ve hatta müşfik…
Bahçeli’nin, “Meclis’e gelsin konuşsun” söylemiyle ilgili şöyle demiş:
“Onu çok zorluyorlar, onun işini güçleştirmeyelim, ben Meclis'e gelmeyeyim; buradan konuşurum"
Anlayışlı insanın hali bir başka!
Minnetimizi artık nasıl ifade edebilirsek…
Öcalan’dan tüm siyasilere demokrasi ve uzlaşı dersi,
Herkese kapak olsun; demokrasi ve toplumsal uzlaşı savunusu ve tavsiyesi Öcalan’a kaldıysa,
Ve güncel gündemin ana konusu da bu ise;
Bu ayıp da siyaset kurumu ve siyasetçilere ziyadesiyle yeter!

DEM Partililere bakıyorum,
Çok mutlular; 23 Nisan çocukları gibi…
Çünkü Bahçeli onlara telefon etmiş:
“—Sağlığımı sordu,
Barışı görelim ondan sonra Allah emanetini alsın dedi.
Olur mu efendim daha barış halayı çekeceğiz, kendinize kondurmayın.
AçıklamanızlaçÇiviyi arşı alaya çaktınız, henüz değerlendirmeye boyumuz yetmiyor’ dedim.
—Demirtaş’ı aradı ve geçmiş olsun dedi,
—Bana iltifatlar etti,
—Benimle konuşurken öyle kibar öyle kibardı ki; ne söyleyeceğimi şaşırdım.
—Eğer siz de Bahçeli’yi bizim kadar tanımış olsaydınız; ne kadar asil, zarif ve –haza- nezaket abidesi olduğunu görürdünüz…”

Doğrusu, bunca memnuniyet sonrası DEM Parti’den birinin bir Ahmet Kaya parçası paylaşmasını beklerdim.
“Sözün şiirlerin mükemmelidir
Senden başkasını seven delidir
Yüzün çiçeklerin en güzelidir
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi…

Başını göğsüme sakla sevgilim
Güzel saçlarında dolaşsın elim
Birgün ağlayalım birgün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi…”

Tüm bunlar olurken,
Yani terör gibi ülkenin kırk yılını katleden bir belanın defi ana gündemken,
Bir de nüanslara takılmalar yok mu; tıpkı orta ikide sınıf başkanlığı için dövüşen  çocuklar gibi…
“—Süreç bir yıl önce başlamış,
—Yahu ben süreç demedim; yanlış anlaşılmışım,
—Ama HÜDA-PAR da öyle söyledi.
Hatta PKK’nin Avrupa yetkilisi dahi dile getirdi.
—Yok yok; öyle bir durum yok.
Her şey spontane gelişti ve 22 Ekim’de bir kelebek kanat çırptı,
Şehre bir film geldi,
Bir güzel orman oldu.
Boşver onu bunu;
Hadi gülümse…


Neyse,
Geçelim bu kısmı…
Kim ne derse desin ama oldukça önemli iki şey oldu.
Birincisi;
Bahçeli yaptığı Öcalan çıkışı,
İkincisi;
Öcalan’ın aynıyla ve hatta daha ötesiyle verdiği karşılık.
Bence her ikisi de çok değerli…
Bahçeli’nin çıkışı, unuttuğumuz ve hatta artık inanmadığımız bir gerçeği hatırlattı:
Diyalog ve konuşabilirlik…
Öcalan ise “varım” diyerek PKK’nın artık miyadını doldurduğunu ve beyin ölümünün gerçekleştiğini söyledi.
Hedeflenen ve beklenen sonuç alınır veya alınmaz; onu bilemem,
Ama bir gerçek var ki; PKK/Terör konusunda artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı...
Çünkü;
Bir şey söylendikten sonra artık hiç söylenmemiş gibi olamaz.
Ve, ne söylenen sözler, ne de zaman geri alınabilir!

Diğer bir husus:
“—…Ama Bahçeli’nin daha önce söylediği zehir gibi sözleri nereye koymalı,
—DEM’lilerle muhalefet tokalaşırsa veya konuşursa hain, Bahçeli veya iktidar konuşursa çözüm deniyor, kahraman oluyor.
Ya buna ne dersin?”

Bir zamanlar siyasete ben de öyle bakardım.
Sadece siyah-beyaz gibi..
Ama gördüm ki siyasetin rengi gridir ve kitleleri kim etkilerse o kazanır.
Sadece bizde de değil,
Amerika’da bile böyle; Ganimetler muzaffer olanlara… Trump’a baksana…
Siyasal ganimete giden yol, oy alıp iktidar olmaktan geçiyor…
Her yol caizdir, meşrudur, mubahtır,
Ben demiyorum ha; siyaset böyle diyor…

Garip bir şekilde herkes telaşla bir şeyler peşinde,
Güya iktidarın tutarsızlıklarını ispat edecekler!
Ama nafile…
Eğer ısrarla oğlak denilen karartı karga çıkıyorsa ve uçmasına rağmen “uçtu ama yine de oğlak” diyen bir ahali varsa; doğru söylemenin veya yanlışı ispatın ne önemi var ki…
Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu!..
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe!..


Siyasal çelişkinin dayanılmaz cazibesi
Prof. Serap Yazıcı
Gelecek Partisinden AKP’ye geçti.
Aman Allah’ım! Sen AKP’ye nasıl geçersin!..
Yapılmadık eleştiri, edilmedik hakaret kalmadı!
Yahu Muhteremler!
Peki, şuna ne dersiniz:
Ankara milletvekili Adnan Beker…
Daha iki yıl önce,
İYİ Parti de Altılı Masa’nın azası iken,
Ve ittifaken Kılıçdaroğlu aday gösterilmişken,
Televizyonda açık ve aleni şekilde “Kılıçdaroğlu için ne kimseden oy istedim ne de oy verdim. Oyumu Erdoğan’a verdim” diyen İYİ Partili vekili hüsn-ü kabulle ve törenle CHP’ye almadınız mı?
Yoksa size katılınca, bir anda adam meleğe mi dönüştü?
Neticede şimdilerin modası dönüşmek…
Bahçeli dönüştüyse Beker neden dönüşmüş olmasın ki; değil mi!
Fark göremiyorum; ya sen?
Ne anladık Yurdagül!..

Demem o ki:
Siyasette önemli olan, ne kadar doğru olduğun değil; ne kadar ikna edebildiğindir.
Siyasetin başarısı körü körüne inanç sağlayabilmekten geçer.
Bunun için de toplumsal ve topyekün bir ikiyüzlülük olmazsa olmazdır.
Gerisi?
Mahsunî Şerif’ten:
Adem'in Merih'e gitme çağında
İnsanın taptığı puta bak puta…
Bilirim ki dünya lezzet doludur
Karganın yediği duta bak duta…

Mahzunî değildir; Hazreti Mervan
Bizden ayrı değil hak ile şeytan…
Ne olursa olsun gider bu kervan
Ardımızdan üren ite bak ite…

OGÜNhaber