Yıl 2002…
Ak Parti…
Kendini tanımladığı kavram:
Muhafazakar Demokrat…
Siyasal Strateji:
Yolsuzluk-Yoksulluk ve Yasaklarla Mücadele (3Y Formülü)…
Halka hizmet Hakka hizmet…
Siyasi taktik ve kozu:
Sahicilik…
İdeolojik idealite:
Yeni bir nesil tahayyülü…
Nasıl bir Yeni Nesil?
Dindar Nesil… Altın Nesil… Gümüş Nesil… Bronz Nesil…
Yıl 2026…
Ak Parti…
Hala iktidar… Çeyrek yüzyıl; dile kolay…
Yer Ankara… Bir otel odası…
Uşak Belediye Başkanı’na “Yolsuzluk operasyonu” yapılıyor.
Ertesi gün,
İktidara yakın bir gazete… Boy boy operasyon görüntüleri…
Ama,
Sadece bir ilişki ifşası…
Aklıma,
28 Şubat Süreci ve Müslüm Gündüz’e yapılan baskın geldi…
O baskın,
Laiklikliği korumak için yapılmıştı.
Bu baskın,
Yolsuzlukla mücadele adına…
Galiba,
Laikliği korumanın da, yolsuzlukla mücadelenin de en ortak noktası paparazicilik… İtibarsızlaştırma…
Soralım o halde:
İktidarın, paparazisel “Yeni Yolsuzlukla Mücadele Konsepti”ne halk ne diyor?
Cevabı Ak Partili bir vatandaş versin:
“Eyvallah!
Uşak Belediye Başkanı eğer yolsuzluk filan yaptıysa gereğini yap!
Ama Sabah Gazetesi gibi muhafazakâr bir gazete “yok otel odasında yakalanmış, yok sevgili ile yakalanmış, yok bilmem neymiş” gibi gibi haber yapıyor.
Ya kardeşim, sanane adamın sevgilisinden…
Sevgilisi olur-olmaz sanane…
Hanginiz farklısınız? Hepiniz birbirinizden betersiniz!..
Bu şekilde yapılan algı operasyonları inanın bana hiçbir şekilde AK Parti’ye bir şey getirmiyor…
Daha da kaybettiriyor…
Artık insanlar bunu normal karşılıyor; yaptıysa yolsuzluk hesabını sor, adamın özel hayatından sanane diyor…
Bunu göstermek ve deşifre etmek hiçbir şey kazandırmıyor; bilakis, AK Parti’yi her gün daha geriye götürüyor ve oluşan nefret CHP’yi daha da büyütüyor.
Halk,
Yaptıysa yaptı diyor,
AK Parti de yapıyor, bunlar da yapıyor diyor…
Halk,
Rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık, sapıklık AK Parti yüzünden normal hale geldi diyor ve artık kimse yadırgamıyor !!!”
Ben de,
Ak Partili vatandaşla hemfikirim…
Ama,
Anlamı “küçük ve ince ayrıntı” olsa da büyük bir nüansı kendisine hatırlatmak istiyorum:
Sen,
Yapılanların siyaseten bile doğru olmadığını,
Ve,
Ahali/Seçmen nezdinde olumlu bir etki oluşturmadığını söylüyorsun.
Eyvallah,
Ama,
Bugünkü Ak Parti ve iktidar için, seçmen/ahali bazlı siyaset artık bir külfet.
Fakir-fukara, garip-gureba desteği ve Besmele’yle çıkılan yola, zenginler ve zenginleşenlerle devam et…
Sen hala anlamadın mı arkadaş!
Bir çift söz de,
CHP-Uşak Belediye Başkanı’na:
Eğer,
Başkan olduysan; başındaki aklı başkan yapmalıydın!
Başkan olduysan; artık herhangi birisi değilsin;
“Uçkurum ve keyfim” diyemezsin!
Sen,
Ya körsün ya sağırsın…
Ya da,
Sadece uçkuruyla düşünen ve uçkura sürecek aklı olmayansın!
Ulan!
Bir yıldır,
İktidar, CHP ve belediyelerine “kaşının altında gözün var” bile demeden habire vuruyor… Daha da ve fasılasız vuruyor…
Ama,
Sen ne yapıyorsun?
Mahalle yanarken uçkur taratıyorsun…
Yazıklar olsun…
*****************
Yine ve Yeniden Açılan Yepyeni Davalar
“Bir davada yaptığı savunmadandolayı İmamoğlu’na yeni bir dava daha açıldı…”
Bunu da duyunca,
Ve,
Yüzlerce muhalifin hala tutuklu olduğunu/tutuklamaların hız kesmediğini düşününce,
Aklıma,
1944-45’li yıllar geldi.
Baskı-sindirme ve tutuklamalar…
Dili susmayan, kalemi yazan, yanlışa yanlış diyenlerin tıkıldığı “Tabutluk” denilen hapishane hücreleri…
Arif Nihat Asya…
Adana’da Edebiyat öğretmeni…
Devrin hal ve ahvalini şöyle özetliyor:
“Sessizce düşünsek, duyacaklar bir gün,
Olmazları olmuş sayacaklar bir gün…
Onlar, bu vehimle ellerinden gelse;
Rüyalara sansür koyacaklar bir gün… “
Ama,
Hayat çok ilginç ve bir o kadar da garip bir kısır döngü ki…
1950’nin 14 Mayıs’ı…
Demokrat Parti ve “Yeter Söz Milletindir” sesi…
Bitmez denilen “Milli Şef” devri bitiyor
Ve,
Başlıyor; “Milli İrade” devri…
1956 ve sonrası…
Ne acıdır ki;
Bitmez denilen “Milli Şef” devrini bitirenler, bitmez denilecek “Demokratik Şef” devrini başlatıyor…
Adeta,
10 yıl öncesine/İnönü devrine rahmet okutuyor.
Vehim yayma, sansür koyma, olmazları olmuş sayma
Ve,
Muhalefete vurma öyle bir hal alıyor ki;
Uşak’ta taşlanan/taşlatılan dönemin CHP Başkanı İnönü bile, “…yapmayın, etmeyin! Yoksa size ben bile kurtaramam!” diyecek noktaya geliyor!
Ama,
Ne kimse kimseyi dinliyor,
Ne de,
Kimse yaptığından geri kalıyor…
Mayıs-1960…
Hala ve daima içimizi yakan, o acı son…
Bu millet,
Hala çok kızgın ve çok kederli…
Vicdan-ı millet hala matemli; yaşananlar, keşke hiç yaşanmasaydı!
O günleri düşününce dilimden dökülen cümle:
Göğsüm daralıyor, yüreğim kanıyor
Olmasaydı; o devrin sonu öyle…
Sandıkta bitmeliydi,
Gitmemeliydi; darağacına hiç kimse!
Keşke olmasaydı!