Bugünkü Orta Doğu gerilimi, klasik bir "rejim değişikliği" veya "nükleer güvenlik" meselesinden ibaret değil. Elbette İran bölgede görmezden gelinemeyecek kadar güçlü bir aktör; ancak madalyonun görünmeyen yüzünde çok daha stratejik bir hedef bulunuyor.
Soğuk iktidar savaşı
ABD, yaklaşık bir asırdır denizlere hâkim durumda ve kilit geçiş noktalarını adeta bir kontrol gişesi gibi işletiyor. Çin’in bu denklemi bozmak için inşa ettiği kara koridorlarını ise doğrudan bir tehdit olarak görüyor. Zira Çin, Kuşak ve Yol (Belt and Road Initiative) girişimiyle, dünya ticaretinin %90’ının döndüğü deniz yollarında ABD donanmasının denetimine mahkûm kalmak istemiyor.
Çin'in ithal ettiği petrolün %80'i, ABD donanmasının kontrolündeki Malakka Boğazı'ndan geçiyor. Pekin yönetimi, olası bir çatışma durumunda ABD'nin bu boğazı kapatıp kendisini "enerjisiz ve aç bırakmasından" endişe ediyor.
Kendi kara yollarını inşa ederek bu bağımlılığı kırmayı ve lojistik riskleri minimize etmeyi amaçlıyor. Ayrıca bu ticaret yollarında Çin Yuanı kullanarak doların küresel hegemonyasını sarsmayı hedefliyor.
Projenin sadece kara değil, deniz ayağı da büyük önem taşıyor. Bu rota; Çin kıyılarından başlayarak Güneydoğu Asya, Hindistan ve Afrika üzerinden Akdeniz’e ulaşan geniş bir ağı kapsıyor.
Kilit ülke: İran
Çin’in bu devasa projesinin hem deniz hem de kara ayağı için anahtar ülke İran’dır. Çin, İran üzerinden Basra Körfezi'ne inerek, ABD'nin kontrol ettiği okyanus rotalarına ihtiyaç duymadan Avrupa ve Orta Doğu pazarlarına erişmeyi planlıyor. Kısacası "Kuşak ve Yol", sadece bir altyapı çalışması değil; dünyanın ekonomik ağırlık merkezini Avrasya’ya kaydırma hamlesidir.
Eğer Çin; İran ve Rusya üzerinden geçerek Orta Asya’nın kritik minerallerine ve enerji kaynaklarına uzanan bu "Modern İpek Yolu"nu tamamlarsa, ticaret büyük ölçüde denizden karaya kayacaktır. Bu durum, Amerika’nın küresel ekonomi üzerindeki denetimini işlevsiz kılabilir. Bu yüzden ABD, İran’a müdahale ederek sadece bölgede kendisine zorluk çıkaran bir aktörü değil, küresel liderlik yarışındaki en büyük rakibini de saf dışı bırakmak istiyor.
Öte yandan, Hürmüz Boğazı’nın olası bir gerilimde kapalı kalmasından en çok etkilenecek ülkenin yine Çin olduğunu hatırlatmakta fayda var. Verilere göre Çin, günlük 5,3 milyon varil petrol ihtiyacını bu bölgeden karşılıyor. ABD kontrolünde bir İran senaryosu, Washington'ın Pekin'e karşı elini hayli güçlendirecektir.
Çin birçok Sektörde ABD’ye meydan okuyor
Çin Halk Cumhuriyeti, 2010’lu yıllardan beri dünyanın en büyük üreticisi konumunda. Türkiye dahil hemen her ülke, Çin’e karşı dış ticaret açığı veriyor. Öte yandan Çin; yenilenebilir enerji kapasitesi ve yüksek hızlı tren ağlarında ABD'yi çoktan geride bıraktı. 5G teknolojisi, yapay zeka ve elektrikli araç bataryaları konusunda ise ABD'nin teknolojik üstünlüğünü ciddi şekilde tehdit ediyor.